Antipatizan

Antipatizan

"bilim" Etiketli Yazılar
Günlük hayatta bir çok kez eksikliğini fark ettiğiniz fakat dünyada henüz var olmayan veya piyasada bulunmayan aletler aklınıza gelmiştir. İcat edilmesi istenen aletler başlığında bir çok sözlükte veya blogda çok ilginç fikirler mevcut. Ben biraz daha farklı bir yaklaşımla sadece günümüz teknolojisi ile yapılması mümkün olan aletler hakkında yazacağım ve bu aletlerin nasıl hayata geçirilebileceği hakkındaki fikirlerimi yazacağım. Aslında bu noktada "icat" kelimesi yanlış oluyor, çünkü bu aletlerin alt yapısında yatan teknolojiler zaten icat edilmiş sadece geliştirilmeleri gerekiyor.

Porof. Zihni Sinir Proceleri
Porof. Zihni Sinir
Kaybolduğunda TV üzerinden çaldırılabilen uzaktan kumanda
Geliştirilmesi çok basit bir alet, teknoloji zaten telsiz telefonlarda uygulanmakta, sadece uzaktan kumandalara uyarlanmalı. Wireless, bluetooth veya en basitinden radyo dalgaları ile rahatlıkla uygulanabilir. TV üzerinde bir butona basacaksınız ve uzaktan kumandanız bli bli ötecek. Bu teknoloji sık kaybolan bir çok alete de uyarlanmalı ayrıca. Bir çok kişinin hakikaten ya dediğini duyar gibiyim.

Üzerinde okunacak bir şeyler olan tuvalet kağıtları
Benim gibi bir çok kişinin tuvalette bir şeyler okuduğunu biliyorum. Ben bu noktada biraz aşırıya kaçıyorum. Bir çok kitabı sadece tuvalette okudum, üniversiteye hazırlık saatlerimin bir çoğu tuvallete geçti. En azından her seansta bir test çözüyordum ve Gelişim Hachette, Hayat Ansiklopedisi gibi cilt cilt eserlerden meydana gelen bir banyo kitaplığına sahiptim.
Geçenlerde piyasada üzerinde {sudoku baskılı tuvalet kağıtlarının|http://www.buldumbuldum.com/urun/sudoku-tuvalet-kagidi/} satıldığını gördüm.Sevindirici bir haber ama benim istediğim "saatli maarif takvimi" gibi bir şey. Böylece günü gelmeden tüm tuvalet kağıtlarının bitirilmesinin de önüne geçilebilir.

Cep telefonlarına numarayı engelle seçeneği
Şöyle ki bizi aramasını istemediğimiz bazı numaraları aynı msn gibi uygulamalarda yapıldığı gibi engelleyelim. Bu kişiler aradığında telefonu sessize almayalım her seferinde. Onların bizi aradığından daha sonra haberdar olabilelim ama arayan kişi bloklandığını anlayamasın, arayan kişiye telefon kapalı veya çekmiyor mesajı gitsin. Bu şekilde aradım niye açmadın kavgalarından kurtulalım, hayat bayram olsun. İnsanın iletişim özgürlüğü kadar dilediği zaman iletişilme özgürlüğü de olmalı değil mi?

Uyandıran yatak
{Uyku|http://www.antipatizan.com/yazi/uyku} adlı yazımda bundan kısaca bahsetmiştim. EEG gibi bazı ölçümler yaparak uykunun en uygun zamanında sizi uyandırarak güne zinde başlamayı sağlayan bir yatak istiyorum. Uyandırmayı titreşimle, masajla, güzel bir müzikle falan da yapabilir ki iğrenç alarm seslerinden sonra bünyeye ilaç gibi gelir.
Etiketler: icat, teknoloji, bilim
Tarih: 06/24/2010   Yorum: 1
Dünyamızın biricik doğal uydusu, aydınlık gecelerin sorumlusu ay hakkında bilinenler ve bilinmeyenleri toparlayasım var bugün. Ay sadece ulaşılabilir görüntüsü ile uzay çalışmalarını hızlandıran, yerine göre de hayal gücünü ateşleyen güçlü bir metafor. İnsanoğlunun uzay macerasını hızlandıran ve ilham veren bir numaralı gök efsanesine yeryüzü sanatı da çok şey borçlu. Yazımda ara ara bunlara da yer vereceğim.
Dark Side of the moon
Ay'ın Arka Yüzü
Mitler ve Efsanelerden başlayarak ay yolculuğumuza başlayalım:
Efsanelere geçmeden önce bazı batıl inanışlardan bahsedelim. Ayla ilgili ilginç inanışlar şöyle, Dolunay ışığına maruz kalarak açık havada uyumanın insanı delirttiği hatta kadınları hamile bıraktığına dair garip bir inanış var. Yılbaşında dolunay olmasının uğursuz bir yıl getireceğine, Bir ay içinde iki kere dolunay olursa o ay havaların kötü olacağına, ayı parmakla göstermenin uğursuz olduğuna inanılıyor.
Ay bir çok efsanede doğurganlık, üreme ve doğumla ilişkilendirilen bir kavram bunun sebebinin 30 günlük ay döngüsü ile kadınların adet döngüsünün ilişkilendirilmesi olduğu düşünülüyor.
Chang'e: Çin mitolojisinde Ay'da yaşadığına inanılan kadın, hikayenin özünde ölümsüz "Chang'e" ve kocası kötü davranışları nedeni ile ölümlü olmakla cezalandırılır, tekrar ölümsüz olmak için bir iksir bulurlar ama Chang'e açgözlülükle iksirden çok içerek aya yükselir ve orada yaşamaya mahkum olur.
Ay'daki Tavşan: Bir çok kültürde farklı tavşan mitleri var sebebi de resimdeki ilizyon olmalı. Ayrıca Çin efsanesine göre Chang'e ile beraber aya gittiği rivayet ediliyor.
Ay'daki Adam: Yine basit bir {Pareidolia|http://suphecimelek.wordpress.com/2010/06/21/pareidolia/} örneği. Çeşitli kültürlerde binlerce farklı ayda yaşayan adam efsaneleri mevcut. Hemen şuracıkta siz de bir tane yazabilirsiniz. (R.E.M. Man On the moon: {http://www.youtube.com/watch?v=1hKSYgOGtos})
Anningan: Alaska ve Grönland 'da anlatılan bir efsane, Ay Tanrısı Anningan Kız Kardeşi güneş tanrıçasına tecavüz eder bununla kalmayıp hala onun peşinde koşmaktadır. Kovalamaca sırasında acıktıkça gücünü kaybeder ve görünmez olur, gücünü toplayınca tekrar kovalamacaya başlar.
Mawu: Afrika'da anlatılan bir mit. Mawu karısı güneş tanrıçası Liza'ya bağlıdır. Onu takip eder. GÜneş ve ay tutulmaları çiftlerin aşk zamanıdır.
Yunan Tanrıçası Selene (Luna) miti, Artemis, Aztek Tanrısı Tecciztecatl (Tavşan olarak da tasvir edilir), Hindu tanrısı Soma, Yeni Zellanda mitlerinde geçen Ayda yaşayan Kadın Rona gibi bir çok mit karakteri de Ay'la ilişkilidir.
Kurt Adamlar ve Dolunay ilişkisinden de bu noktada bahsetmemek olmaz. Kurtların ay ışığında iyi görebildikleri için özellikle dolunayda geceleri avlanmayı sevdikleri biliniyor, efsanenin kökeninde bunu görmek mantıklı. Bir çok insan dolunayın insanları delirttiğine inansa da bilimsel olarak gelgitler ve yakamozların edebiyata konu olması ve ayın ilham vericiliği dışında, Ay'ın insan üzerinde kanıtlanmış hiçbir psikolojik, fizyolojik etkisi yok. Çılgınlık anlamına gelen "lunacy" kelimesinin "Luna" kökeninden türemesi de bu noktada ilginç.
İslam dünyasında Hz. Ali'nin isminin ayda yazdığına dair bir inanış da mevcut.
Ay BenzetmeleriAy Pareidoliaları
Tarih: 06/24/2010   Yorum: 3
Gericiliğin toplum üzerindeki siyasal, sosyolojik ve psikolojik etkilerini bir kenara bırakıp doğrudan bilim ve sanat üzerindeki etkileri hakkında somut veriler sunmak adına bir yazı hazırlamaya karar verdim.
Gericilik ve yobazlığın özgürlük, siyasi görüşler, dinler ve inançlar düzeyinde insanlık üstüne vahşi etkilerini ise ayrıca ele almanın gerektiğini düşünüyorum. Bu noktada Emre Kongar'ın insanoğlunun tarihsel gelişim sürecine, üretim ilişkilerine, tüketim ve paylaşım ilişkilerine ve siyasal rejimlere göre yaptığı gericilik sınıflandırmasını haklı buluyorum. Bu yazımda {Kongar'ın tanımına|http://www.kongar.org/aydinlanma/2006/548_Gericilik_Ilericilik_Ataturkculuk.php} göre toplayıcılık, avcılık, tarım, sanayi ve bilgi toplumu gibi aşamaları geriye götürmek veya durdurmak anlamındaki gericiliği ele alıyorum.

Gerici çağdaş değerlere ve yeniliklere önem vermediği gibi, eskiyi özler, geçmişi yaşar ve yaşatmaya çalışır. Yobaz ise aşırı bağlı olduğu görüşleri sonuna kadar savunmakla kalmayıp bağnazlığı ile baskı ve dayatma yaparak gericiye sahip çıkar. Bilim ve sanat doğası gereği yobaz ve gericiye karşı olmak zorunda kalmıştır ve iyi bir savaşçı olmadığı için her zaman bir şeylere rağmen ayakta kalmış, çoğu zaman kaybetmiştir.

Sizce insanlık olması gerektiği yerde midir? Gerici ve yobazlardan arınmış bir dünya teknolojide, sanatta ve bilimde ne kadar ileri olabilirdi? Bu soruları cevaplayabilmek için öncelikle 21. yüzyıl bilimi ve sanatı gerici ve yobazlar yüzünden neler kaybetmiştir bir bakalım.

Sokrates
Sokrates
Sokrates (M.Ö. 470 - M.Ö. 399): Yunan Felsefesinin kurucularındandır. Şehrin tanrılarına inanmamak onların yerine başka tanrılar koymak ve böylece gençliği zehirlemekle suçlanarak ölüme mahkum edilir. (Platon - Sokrates’in Savunması) "Kimseye hiçbir şey öğretemem, sadece onların düşünmelerini sağlayabilirim"

Aristoteles (M.Ö. 384 – M.Ö. 322): Antik Yunan filozofu. Büyük İskender'in ölümü üzerine Atina'da Makedon karşıtı görüşler nedeni ile Makedonculuk zannı taşıyan Aristoteles'e karşı, dine saygısızlık davası açılmıştır. Bir ölümlü (Hermias) anısına ilâhi yazarak ölümsüzleştirmekle suçlanır. Sokrates'in yazgısını paylaşmak yerine Atina'yı terk etmeyi seçer; kendi deyişiyle, Atinalılar'a "felsefeye karşı ikinci bir suç işlemeleri" fırsatını tanımaz.

İbn-i Sina
İbn-i Sina
İbn-i Sina (980 - 1037): Filozof, hekim ve çok yönlü Fars (Türk olduğu da söylenmektedir) bilim adamıdır. Dönemin siyaseti ve savaşlar nedeni ile sürgün hayatı yaşamış. Görüşleri nedeni ile bir çok kez hapse girmiştir. Eserlerinin bazılarını ve araştırmalarını hapisteyken yapmıştır.

İbn Rüşd (1126 - 1198): Endülüslü, Arap felsefeci, hekim. Fıkıh, matematik ve tıp alimidir. En önemli Felsefî eseri Tehâfüt-ül Tehâfüt (Tutarsızlığın Tutarsızlığı) ile Gazali'nin Tehâfüt-ül Felâsife (Filozofların Tutarsızlığı) isimli kitabındaki kendiyle çelişme ve İslama mugayir olma iddialarına karşı Aristo felsefesini savunur. Görüşleri nedeni ile tecrit edilmiş ve ölümünden kısa süre önce Fas'a gidinceye dek gözetim altında tutulmuştur. Mantık ve Metafizik alanında verdiği eserlerin çoğu sansür döneminde kaybolmuştur.

Nicolaus Copernicus
Nicolaus Copernicus
Nicolaus Copernicus (1473 - 1543): dünyanın ve diğer gezegenlerin güneş etrafında döndükleri kuralını açıklayan Kopernik, o dönemin genel inanışı olan İsa Mesih'in Güneşe verdiği dur emri ile güneş sisteminin sabit durduğu, dünyanın düz tepsi gibi olduğu inanışını kırabilmek için, papazlardan çekinerek ömrünun sonuna kadar beklemiş, ancak ölümcül bir hastalığa yakalanınca bu görüşlerini yayabilmiştir. Dönemin inanışına göre kendisi cehennemliktir ve eğer görüşlerini sağlığında açıklasa idi kilisye karşı çıktığı için yakılarak öldürülmesi gerekiyordu.
Tarih: 06/30/2010   Yorum: 1
Charles Darwin
Charles Darwin
Darwin 1859 yılında muhteşem eseri "Doğal Seçilim Yoluyla Türlerin Kökeni" ya da "Yaşam Mücadelesinden Avantajlı Soyların Korunumu" kitabını yayınladığında düşüncelerinin neleri değiştireceğinin belki de farkında değildi. Yaratılışçıları derinden sarsan bu düşünceler bir çok tepki almasına karşın, bir çok konuda da yanlış yönde algılamalarla garip etkilere sebep oldu. Teorinin garip yansımlarından biri olan Sosyal Darwinizm evrim teorisinin insan toplumlarına uyarlanmasındaki çarpıtmalardan biri idi. Sosyal Darwinizm Darwin'in biyoloji alanındaki doğal seçilimiyle pek ilgisi olmayan daha çok Spencer'ın sosyal evrim düşünceleriyle ilgili bir kavram olmasına rağmen genellikle kasıtlı olarak Darwin'e mal edilmektedir. Darwin her ne kadar teorinin biyoloji alanında kuramlara sahip olsa da bu tür saptamaların farkındaydı. Sosyal Darwinizm ekonomik ve toplumsal alanda büyük balığın küçük balığı yutması ile insanlığın gelişeceğine dair varsayımlar üreterek vahşi kapitalizm, sömürgecilik ve faşizmi destekleyen boyutlara ulaşmıştı. En uygun olanın hayatta kalması ilkesi toplumsal alanda ne yazık ki doğuştan gelen ırksal farklılık iddialarını destekledi, sömürgecilik, öjeni ve işgalleri destekleyen bir ilkeye dönüştü.

Öjeni veya öjenik Sir Francis Galton tarafından öne sürülmüş sağlıksız ceninleri sağlıklı ceninlerden ayırmaya yönelik toplumsal bir felsefe olarak Darwin'den sonra batıda epeyce taraf toplamıştı. Eugenics (Öjeni) eski Yunan'da "iyi tür" anlamına geliyordu ve Eflatun tarafından Devletin doğum kontrolü alanında etkin olması gerektiği düşüncesini ifade ediyordu. Bu düşüncenin sapkın etkileri ile özürlü kimseler üzerinde kısırlaştırmalar uygulandı. 20. yüzyılın başlarında insan ırkının ıslah edilmesi maksatıyla sakat, hasta ve özürlü kimseler üzerinde zorla kısırlaştırmalar uygulanırken faşizmin etkileri ile azınlık olan ırklar da bu baskıların altında ezildi. 1912 yılında yapılan Öjeni kongresi ile bu garip yaklaşımlar zirveye ulaştı, suç işlemiş kişiler, eşcinseller ve zeka özürlüler ırksal açıdan insanoğlunun evriminde geri dönüşü temsil edenler olarak algılanıp toplum üzerindeki biyolojik yük olarak damgalandılar. Bu dönemde suç işleyen sapkın kişilerin maymunsu ata tipinde oldukları bile öne sürüldü ve suçluların benzer vücut işaretlerine sahip oldukları iddia edildi. Bu yönde sınıflandırma çalışmaları bile yapıldı. 1907'de kurulan Öjeni Cemiyeti'nin yaptığı bu tip çalışmaların başında o dönemde Darwin'in oğlu Leonard Darwin bulunmaktaydı. 1900'lardan 1940'lara kadar Avrupa ve Amerika'da Öjeni çalışmaları ve çıkarılan bazı yasalarla yarım milyondan fazla insanın kısırlaştırıldığı bilinmekte. Beyazların şempanzelerden, siyahların gorilden ve doğulu ırkların da orangutandan geldiğini öne sürecek kadar ileri giden bu çılgın dönem nazi Almanya'sının soykırım faaliyetleri ile çığrından çıkmıştı.
Tarih: 18/10/2010   Yorum: 2
Mısır Piramitleri gibi görkemli yapıların zamanın koşulları ile nasıl inşa edilebildiğine şaşırıyor ve bunun için mantıksal bir açıklama üretmek istiyorsunuz. Açıklaması zor görünen bu problem için basit bir çözüm üretme kaygısı ile zamanın teknolojisi ile bunun yapılabileceğini aklınız almıyor ve yanlış yönde bir sıçrama ile cevaplıyorsunuz; "Uzaylılar yapmış olmalı". Karmaşık bir problem için daha karmaşık bir çözüm. Tebrikler artık çözmeniz gereken daha ciddi problemleriniz var. Uzaylılar nerden ve nasıl gelmişlerdir?, hangi teknolojileri kullanıyorlar?, elimizde kanıt var mı? neden onlara dair açık kanıtlara ve teknoloji izlerine ulaşamıyoruz? gibi çok daha karmaşık ve çözülmesi zor problemlerle baş etmektense akla ilk gelen ve daha az varsayım içeren açıklama nedir peki. Tabi ki çok fazla insan gücü kullanarak ve dönemine göre akıllı mühendislik çözümleri ile yapılmış oldukları. Hangi teori akla daha çok yatkındır ve test edilebilir düzeydedir? En basit ve sade olan açıklama genelde en doğru olandır tabi ki en kolaya kaçılan açıklama değil.

Occam'ın Usturası
Occam'ın Usturası
Tıp öğrencilerine doğru teşhis için bir tavsiye niteliğinde sunulan Occam'ın Usturası (Occam's Razor) ilkesi ile daha yüksek olasılığa sahip ve test edilebilir örneklerle desteklenecek önyargılara sahip olmanın yararları anlatılır. Böylece göz önünde olanın kaybedilmesinden kaçınılabilir.
Occam'ın Usturası; Bir problemin birden fazla teorik çözümü olduğunda en basit ve en az varsayım içeren olguyu tercih etmenin doğru olacağını savunan bilimsel bir prensiptir. En basit açıklamanın en doğru olduğu gibi algılanmaması gerekir. Daha çok bir açıklama için durumu daha karmaşık hale getirecek ihtiyaç duyulmayan verilerden kaçınmayı gerektirir. Occam'ın usturası mantık biliminde çürütülemez bir bilimsel sav değildir. Basit teorileri kabul ederiz çünkü kompleks teorilere göre deneylerle ölçümleyebilir, test edebilir ve doğrulayabiliriz. Ustura deyimi gereksiz argüman ve varsayımları traş ederek gerçeğe ulaşmayı ifade eder.

Occam'ın usturası 14. yüzyılda yaşamış olan felsefeci ve ilahiyatçı William of Ockham'a ithaf edilir. Aslında Ockham Leibniz'in formüle ettiği "yeter sebep ilkesi (Evrendeki tüm varlıkların bir neden sonucu var olduğu ilkesi)"ne bağlı olmayan ve tek sebebin ve gerçeğin tanrı olduğunu kabul eden bir mantıkçı idi. Bu kavramın da tanrısal konularda kullanılamayacağını belirtiyordu. Anlatacaklarımıza ters yönde düşüncelere sahip olsa da biz Occam'ı değil usturasını kullanmayı yeğliyoruz.
Tarih: 21/10/2010   Yorum: 1
Popüler Yazılar
Son Yazılar
Etiketler
Tavsiyeler