Antipatizan

Antipatizan

"evren" Etiketli Yazılar
Bir işe başlamanın en zor yanlarından biri o işe isim koymak olsa gerek ya da bazen bir işi yapmak yaptığın işi anlatmaktan daha kolay olabiliyor. Ben de kolaya kaçıyorum ve antipatizan.com ne menem bir şeydir anlatmak yerine bir şeyler anlatıyorum şimdiden.

İsim konusunda gelince Türk Dil Kurumuna göre antipatizan şeklinde bir sözcük mevcut değil. Fakat neden olmasın ki? Sempatizan; Üyesi olmadığı hâlde bir partinin, bir topluluğun görüşlerini benimseyen veya bir görüş, bir öğretiyi, bir akımı tutan kimse, duygudaş olarak tanımlanmış TDK'da. Antipatizan da pekala tamamen karşıt olmadığı halde bir topluluğun görüşlerini soğuk ve itici bulan kimse olarak tanımlanabilir.
Ne anlattığı anlaşılan fakat mevcut olmayan bir kelime ilginç, dil konusunda yazacağım yazılardan birine konu olabilir sanırım.

Futbol takımı bile tutmayan fakat tutanların da tamamen karşısında olmayan bir birey olarak antipatizan tanımına uyuyorum sanırım. Ve evet futbolu sevimsiz ve itici buluyorum.

Yine de isim konusuna takılmayın siz. Yerine göre sempatik de olabilirim, yakışıklı ama antipatik de.
Etiketler: antipatizan, blog, yazı, evren
Tarih: 06/21/2010   Yorum: 2
İnsanoğlunun yaşam ve evren hakkındaki düşüncelerindeki tüm hatalarının algı ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki yerinde gitmeyen bazı şeyler ve boş inançlar sanki hep algı sorunu. Genel olarak kendi zaman ve boyut kavramlarımız içinde düşünebildiğimiz, ötesini rakamlarla ifade edebilsek de kavrayamadığımız için ciddi düşüncel hatalara kapılıyoruz. Sadece içinde bulunduğumuz samanyolu galaksisinde en az 400 milyar yıldız, evrende ise tahmini olarak 70 x 10 üzeri 18 yıldız ve en az 210 x 10 üzeri 18 gezegen bulunduğu hesaplanıyor, peki biz yaşam ve evren hakkında düşünürken bu rakamları algılayabiliyor muyuz?

4 boyutlu evreni iki boyut algılayabilen sensörlerimizle anlamlandırıyoruz fakat bu algılama sürecinde yaptığımız hataları fark etmiyoruz.
Escher
Escher
Somut bir şekilde şöyle anlatabilirim demek istediğimi, örneğin 3 boyutlu görsel dünyadan bize yansıyan ışınlar gözlerimizdeki ağ tabakasına 2 boyutlu olarak yansır, sanıldığı gibi bizler 3 boyutlu falan görmeyiz. Bilimsel olarak 2 boyutlu bir veri eksiksiz olarak 3 boyuta çevrilememektedir. Beynimiz milyonlarca olasılığı hesaplayarak bize 3 boyutumsu bir algılama sağlar, fakat bu süreçte beynimiz bir çok hata da yapar. Escher'in eserleri bu hataları harika şekilde gözler önüne sermektedir. Tüm diğer duyu organlarımız da çevremizi algılarken çeşitli hatalara sebep olmakta ve tüm bunlar hayatı anlamlandırmada hatalı ve yüzeysel kalmamıza sebep olmakta. İşin en vahim yanı ise çoğu kez hatalarımızın hiçbir zaman farkına bile varmamamız. Evet Escher'in resimlerine bakarken bir yerlerde bir problem olduğunu anlıyoruz fakat hayata ve evrene bakarken algılayışımızda bir problem olduğunu bile sezmiyoruz çoğu zaman. Mickey Mouse gerçekten yaşasaydı ona derinlik diye bir şey olduğunu anlatmanız mümkün değildi.
Tarih: 06/21/2010   Yorum: 0
Neden bilinmez ilk duyduğumdan beri teorik fizikte beni en çok heyecanlandıran konulardan biri oldu Paralel evrenler. Aslında heyecanın nedenini de biliyorum, evreni kafamda ancak bu kuramla oturtabiliyorum şimdilik.

Paralel evrenler kuramı içinde bulunduğumuz evreni gerçekte iç içe geçmiş, birbirini şekillendiren, birbiriyle iletişim halinde olan, birbirine paralel çok sayıda evrenlerin bulunduğu sonsuz uzayın minik bir kesiti olarak görüyor. Kara Delikler ve Solucan Delikleri de teoride paralel evrenleri destekleyen kavramlardı.
Paralel EvrenlerParalel Evrenler
M-Teorisi ise 5 farklı Sicim Kuramı'nı birleştiriyor ve 10 yerine 11 boyutlu bir evren ortaya koyuyor. 3 boyutlu evrenimiz, daha fazla boyuttan oluşan bir uzay-zaman içinde dolaşan üç boyutlu bir zar olarak düşünülüyor. İçinde yaşadığımız evrenin 11 ya da daha küçük boyutta bir uzay-zamanda bir ada olabileceği ve bu uzay-zamanda benzeri birçok evren olabileceği M-Teorisinin getirdiği kavramlar. Sicim teorisi ile yer çekimi teorisinin birleştirildiği M-Teorisi şu an Her Şeyin Teorisine en yakın kuram olarak kabul ediliyor fakat M-kuramının öngörülerinin deneyler tarafından doğrulanması ve bir fizik yasası konumuna gelmesine henüz çok uzağız.

Bir çok insan için zamanda yolculuk gibi kavramların da önünü açtığı düşünüldüğü için de heyecanlı bir konu bu. Zamanda geriye gidip dedenizi öldürdüğünüzde, dedenizi öldürmediğiniz paralel bir evrende yaşamınızı devam ettirebileceğiniz gibi bir açıklama ile bazı paradoksları çözdüğü düşünülüyor. Ben işin o kısmından çok felsefi açıdan ve abiyogenez, evrim gibi kuramları desteklemesi açısından ilgileniyorum.

İnananlar tarafından da kader kavramını anlaşılır kıldığı için sevilebilir gibi sanki. Kaderiniz çeşitli olasılıklarda paralel evrenlere yazılmış, çizilmiştir ve siz seçimlerinizle paralel evrenler arasında geçiş yapar doğru ya da yanlış yolu bulursunuz gibi. Bu noktada farklı sonlara ulaşılabilen kitap veya bilgisayar oyunlarına benziyor. Gerçi görünen o ki inanç dünyası Big Bang'e ve başlangıç noktasına bu denli sıkıca sarılmışken paralel evrenleri tutmayacaktır.
Tarih: 06/21/2010   Yorum: 0
Entropi, kapalı bir fiziksel sistemin ne kadar düzenlenmemiş olduğunu, düzenden kaosa geçişi ve sürekli olarak artan bozunmayı gösteren niceliksel bir ölçü olarak termodinamiğin 2. yasasıdır ve aslında mutlak değildir. Yani kaostan düzene geçiş de mümkündür. Entropi bir yasa olduğu için kafa karıştırıcı olabilir ama evren ve canlıların oluşumu bize tersinin de olabileceğini ispatlamış durumda.

Evren ve yaratılışı , Entropik ilkeyi göz önüne alarak incelediğimizde rastlantılar ve mucizelerle karşılaşan insanoğlunun aklı doğal olarak epey karışır. Rastlantılara inanmak yerine hiç olasılığı olmayan şeylere inanma eğilimi gösterir ki bilimin ve mantığın olmadığı bir yerde bulur kendini. Mantığın olmadığı yerde başka bir zaman buluşmak üzere diyerek kaosun düzene kavuştuğu ve rastlantının hiç de garip olmadığı sularda yüzelim biraz.

Sanırım bu noktada en güzel örnek evrim teorisidir, garip rastlantılara yer vermeden gayet basitçe kaostan düzenin, cansızdan canlının ve çeşitliliğin açılımını yapar. Üstelik tüm bu açıklamalar gayet net ve basittir. Doğanın ve yaşamın kendi kuralları ile hiçbir müdahele olmaksızın nasıl yolunu bulduğunu gözlemlerle, deneylerle ve bulgularla açıklayan evrim teorisini tekrar anlatmaya gerek duymuyorum. Bir şeyleri amaçlayan bir bilinç olmadan olayların nasıl şimdi olduğu gibi olduğunu açıklaması açısından entropik ilkenin rastlantı boyutunu hiçe sayması şaşırtıcı olduğu kadar düşündürücü.

Canlılar dışında cansız nesnelerin de atom yapıları gereği kendiliğinden düzensiz yapıdan düzenli şekle girdikleri biliniyor. Özel şekiller oluşturan kristal yapıları, ve kendi şekillerinin kopyasını yapabilen maddeler mevcut. Örneğin yapay elmas yapımı için gerçek elmas üzerinde basınca maruz bırakılarak elmas yapısını kopyalayan karbon molekülleri kullanılıyor. Bu oluşum doğada kendiliğinden de meydana gelebilmekte.
Tarih: 29/07/2010   Yorum: 0
Popüler Yazılar
Son Yazılar
Etiketler
Tavsiyeler