Antipatizan

Antipatizan

Bilim, Sanat ve Evren Hakkında Antipatik Yazılar
Tavus Kuşu
Güzelliği ile evrimin en ilginç yansımalarından biri olan çirkin sesli Tavus kuşunu konuk etmeye karar verdim. Aslında "Tavus", "Soylu Kuş" anlamına geldiği için Soylu kuş kuşu gibi garip bir tabirle tavus kuşu diyoruz kendisine ama Türkçeye kazandırılan kelimelerde buna benzer garip bir çok örnek var ve Türkçeye kazandırılmış biçimini tercih etmek doğru görünüyor.

Kur yapma döneminde, erkek tavusun açarak sergilediği kuyruklarıyla tavus kuşlarının en ilginç yanı olan tüylerinin garip parlak renkleri pigmentler tarafından değil, iki boyutlu olan ve kristale benzeyen küçük yapılar tarafından oluşuyor. Bu özellikleri ile ışığın farklı açılarında değişen renkler sergiliyorlar. Tüylerin yapısında yer alan daha küçük boyuttaki tüycükler (Barbüller) üzerindeki ızgara şeklindeki boşlukların boyutlarının ve şekillerinin, ışığın hafif farklı açılarda yansıtılmasına, böylece renkteki çeşitlenmeye yol açtığı bulunmuş. Tavus'un kendi uzunluğu yaklaşık olarak 110-125 santimken, kuyruğu 120-130 santim uzunluğuna ulaşabilmekte.

Darwin ve Evrim karşıtlarının kendilerine yontarak evrim karşıtı örnek olarak sundukları tavus kuşu kuyruklarından bu noktada bahsetmek istiyorum. Darwin 3 Nisan 1860 tarihli mektubunda gerçekten "Ne zaman tavus kuşu kuyruklarındaki gözlere baksam beni deli ediyorlar" sözlerini sarf etmiştir. Fakat Darwin'in hasta eden bu mükemmel kuyruklar "Eşeysel Seçilim" (Cinsel Seçilim) kuramının doğmasına sebep olmuştur. Seçilim ile avantajlı veya "adaptif" özellikli bireyler, diğer bireylerine kıyasla bir üreme avantajına sahip olurlar. Avantajlı özelliklerin veya alellerin toplulukta yaygın olması seçilimle garantilenmez. Tavus kuşları uzun kuyrukları ve dikkat çekici renkleri ile cinsel olarak tercih edilirken, doğada vahşi hayata karşı savunmasız görünürler bu garip bir paradoks doğurur.
Cinsel seçilim; organizmanın her ne şekilde olursa olsun bir eş elde etme ya da onunla başarılı bir biçimde çiftleşebilme yeteneği üzerinden işler. Eşeysel seçilim, çoğu kez bireylerin sağkalım mücadelesine zarar verecek özellikleri üretebilecek kadar güçlüdür. Eşeysel seçilimin ne kadar güçlü olduğunu anlamak için üreyemeyen bir canlının doğada yaşama şansının ne kadar az olduğunu düşünebilirsiniz.
Mavi ve Yeşil Tavus KuşuMavi ve Yeşil Tavus Kuşları

Uzun kuyruklu, güzel renklere sahip ve harika "Göz" şeklinde simgelere sahip erkek tavus kuşlarının daha sağlıklı oldukları ve mükemmel döllere sahip oldukları bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ayrıca bu tür güzel kuşlarla çiftleşen dişi tavus kuşu yavrularının doğada daha hızlı büyüdükleri ve daha fazla hayatta kalma oranları olduğu da kanıtlanmıştır.
Tabi ki evrim sonucu oluşan bu aşırı büyüme ve dikkat çekiciliğin kritik bir noktası vardır. Kuyruklar taşınamayacak kadar ağırlaşırsa veya yeni bir tür vahşi hayvanın dikkatini çekerse doğal olarak dişi tavus kuşları daha normal büyüklükte olan kuşları seçecek ve evrim döngüsü yeniden başlayacaktır. Bu arada insanoğlunun bu güzel hayvanı keşfetmesi ile birlikte tavus kuşunun evriminde yapay seçilimin de büyük rolü olmuştur.
Yine çapsız fikirlerle ve kendi sonucunu çıkaran varsayımlarda belirtildiği gibi kuyrukların bu yapısı kesinlikle "İndirgenemez komplekslik"'e örnek teşkil etmez. Gayet indirgenebilirler ve aşama aşama oluşabilirler. Desenlerdeki matematiksel gizem ve doğada bir çok yerde görünen matematiksel gizemler ise gizem değildir. Maddelerin oluşumu (Kar taneleri örneğindeki gibi) ve canlılarda görünen matematiksel özellikler (Ayçiçeğinde görülen altın oran gibi) zaten fiziğin temellerinde yatan gerçeklerdir ve bu oluşumların fizik ve matematiğe uygun olması kaçınılmazdır. [...]
Tarih: 28 Haziran 2010 Pazartesi   Okunma: 17346   Yorum: 6
Yeni bir sinema hayal edin, senaryoyu sizin yönlendirebildiğiniz, filmleri istediğiniz oyuncunun gözünden seyredebildiğiniz, dilerseniz başrol oyuncusu olduğunuz, dilediğiniz mekanda geçen, yalancı Oscarları, nazlı sinema yıldızları ve yüksek bütçeleri olmayan bir sinema. Bence bir hayal değil ve buna çok yakınız.

Sinemada, sığ senaryolardan, fos aksiyonlardan, kısır döngülerden, kültür emperyalizminden ve lobi dayatmalarından kurtulmanın yolu sinemayı özgürleştirmek ise bence bu özgürlüğün yolu da teknolojiden geçer. Milyonlarca dolarlık bütçeli filmleri kendi evinizde yataratabileceğiniz bir teknolojiye sahip olduğunuzu düşünün ve en güzel yanı da iyi bir eser için pahalı sinema yıldızlarına ihtiyaç duymayacak tüm dünyaya reklamlarınızı yaymak zorunda olmayacaksınız.

Bugün size gerçekte olmayan bir oyundan, belki de bir yazılımdan bahsedeceğim, bu proje hep hayal ettiğim, icat edilmesini istediğim ama benim için bir hayalken insanlık için mümkün olan bir proje.

Dünyaca ünlü matrix'in büyük dedesi, Second Life adlı sanal dünya oyunu ve gerçekçi 3d modellemede çığır açan Crysis benzeri oyunlar ile teknolojik alt yapısının şimdiden hazır olduğu görünen bu projenin çok yakın olduğunu düşünmekte haklı olduğumu sanıyorum. 3ds max, lightware, cinema 4d ve maya gibi gelişmiş yazılımlar bahsedeceğim teknolojilerin tümünü kapsayan niteliklere ve yeterliliğe sahip durumda. Bu yazılımların bir adım ötesi, daha gelişmiş arayüzler ile son kullanıcıya hitap etmek ve hedefe yönelik otomasyon.


Oyunun adı Director (Yönetmen), dilerseniz buna bir yazılım da diyebilir, ismini farklı şekilde de hayal edebilirsiniz. Oyunumuz çok gelişmiş bir 3d oyun motoruna sahip. Çok gerçekci 3d modelleme yapabiliyor ve kullanıcılar tarafından geliştirilebilen open source bir yapıya sahip.

Oyunumuzun ana hedefi bir film yapıp hasılat rekorları kırmak. Siz bu oyunun ve sinema eserinizin yönetmenisiniz. Oyunu role playing game veya frp amaçlı da oynayabilirsiniz. Oyun içine entegre edilmiş yüzlerce kategoride binlerce hazır film seti mevcut. Dünyanın önemli merkezleri, turistik yerler, uzay ve çeşitli fantastik dünyalar için her çeşit mekanınız var. Ayrıca diğer tüm özellikleri gibi 3. parti veya şirketler tarafından yapılmış film setlerini de oyuna dahil edebiliyor, dilerseniz 3ds max, maya gibi popüler 3 boyutlu yazılımlarda hazırladığınız setleri, eşya ve karakterleri oyuna import edebiliyorsunuz. Oyunun sürekli güncellenen patchleri ile üreticisinin kullanılmasına izin verdiği son mekan, eşya ve oyuncular otomatik olarak ekleniyor.

Oyuncu seçimini oyun içinde telif hakları ödenmiş dünyaca ünlü sinema yıldızlarından yapabileceğiniz gibi tüm fiziksel özelliklerini ayarlayabileceğiniz kendi oyuncularınızı da yaratabilir, dilerseniz dışarıdan 3 boyutlu modelleri veya kendinizin bir 3d modelini kullanabilirsiniz. (Bunun için 3 boyutlu tarayıcı kullanabilirsiniz) Bir süre sonra sanal film yıldızları ile kaynayan dünyada gerçek sinema yıldızlarına para ödemenize zaten gerek kalmayacak. (Al Pacino'nun baş rolde oynadığı Simone (S1m0ne) adlı filmi bu noktada anmak gerek)

S1m0ne (simulation one) Al'ın 3d olarak yarattığı sanal bir aktirisin tüm Holywood'u peşinden sürüklemesini konu alan fikren çarpıcı ama sönük bir senaryoya sahip bir yapıttı. Final Fantasy serileri ise önce oyunlarla başlayıp harika 3d efektleri ile ön plana çıktıktan sonra tamamen sanal oyuncularla çekilen ilk gerçekçi 3d filmler oldular. Hitman gibi oyunlar da mükemmel senaryoları ve farklı final olasılıkları ile oyun-sinema yapıtlarının başarılı örneklerinden. Avatar ise sektöre son damgayı vurmuş eser. [...]
Etiketler: sinema, oyun, 3d, sanat, oyuncu, icat, rpg, frp
Tarih: 26 Haziran 2010 Cumartesi   Okunma: 2338   Yorum: 0
İnternet medyasının diğer medya organları gibi belli bir kesime hizmet etmemesi, yandaş olamayacak kadar kozmopolit olması en güzel yanıydı, yanıydı çünkü artık editör orduları ve site kapattıran avukat orduları ile tekel medyası da internetin inceliklerini öğrenmiş durumda.

Sanal Aktivist
E-Aktivist
Sosyal paylaşım ortamlarında özgün içerik oluşturma özürlü kullanıcılar sayesinde internet medyası da aynı tas aynı hamam. Birilerinin hedeflerine hizmet eden içerikler ordan oraya paylaşılmakta, boş beyinler için armut piş ağzıma düş tarzı görüşlere dönüşmekte.
Geçmişte kahvehane köşelerinde okudukları milli mecmuaların köşe yazarlarının görüşlerini birbirine satan tek tip insana alışmıştık, artık internet sayesinde daha değişik görüşler duyacağımızı düşünüyorduk ama yanılmışız.

Sözlükler ve özgür bloglar olmasa internetin hali acınacak durumda görünüyor ama sanki bu tarz özgür platformlarda da körler ve sağırlar birbirini ağırlıyor gibi görünüyor. Neden bilinmez bu ortamlarda yaratılan harika içeriklerin paylaşıldığını hiç görmezken , yine aynı ortamlardan çıkan cinsellik ve komedi tadındaki yazılar çalına çalına internet klişelerine dönüşüyor.
İşin en vahim yanı evinde topluma hizmet edememenin ezik psikolojisine mahkum olmuş asosyal kesimin kan aranıyor duyurusu forward ederek, kanserli çocuk fotoğrafları paylaşarak ve Facebook Atatürk fan sayfalarına üye olarak bir anda en büyük aktivist, en büyük idealist olması, en büyük sosyal bilince kavuştuğunu düşünmesi.

Sosyal paylaşım sayfalarına karşı değilim, hatta çok yararlı olduklarını düşünüyorum, toplumun kendi gündemini oluşturması için büyük olanaklar sunuyorlar. Fakat ne yazık ki yine aynı gündem yine aynı görüşler. Özgür gündem adı altında sunulan haber içerikleri başlangıçta umut vaad ediyordu fakat şimdi görüyoruz ki daha fazla hit ve basite kaçma arzusu ile özgür gündem iddialı özgür basın, milli gazetelerden copy paste yapmanın ötesine geçemiyor. İşin en ilginç yanı internet gibi büyük bir platformun artık televizyonu ve medyayı yönetmesi gerekirken nadiren internet kaynaklı oluşumların tv'de gösterilmesine bile şaşırıyoruz. Hala internet içeriğini televizyon oluşturuyor. Ne yazık ki internette özgün içerik oluşturması beklenen küçük kesim de üzerine düşeni yapmak yerine pembe dizileri anlatan bloglar, çapsız köşe yazarlarının çapsız yazıları hakkında yorumlar ve birbirlerini dışlayan faşizan haber yorumları yapmaktan öteye geçemediler.
Facebook MilliyetçisiFacebook Milliyetçileri

Bu yazımda sokaklara dökülelim çağrısı yapmıyorum. Herkes idealist olmalı, eylemci olmalı, gerçek aktivistler olmalı şeklinde bir düşüncem de yok. Ama en azından hiç kimse piyon olmamalı diye düşünüyorum. Paylaşmak ondan aldığını buna vermek değildir. Eğer paylaştığınız şeye kendiniz bir şey koymamışsanız ve onda sizin emeğiniz yoksa bu paylaşmak değildir. Bu durum özgür internet için ve paylaşım adına olduğunu iddia ederek çaldıkları mp3'leri başkalarına dağıtan sahtekarlardan hiç farklı değil. Modern çağın Robin Hood'u olmak istiyorsanız yol bu değildir. [...]
Tarih: 25 Haziran 2010 Cuma   Okunma: 2337   Yorum: 2
Dünyamızın biricik doğal uydusu, aydınlık gecelerin sorumlusu ay hakkında bilinenler ve bilinmeyenleri toparlayasım var bugün. Ay sadece ulaşılabilir görüntüsü ile uzay çalışmalarını hızlandıran, yerine göre de hayal gücünü ateşleyen güçlü bir metafor. İnsanoğlunun uzay macerasını hızlandıran ve ilham veren bir numaralı gök efsanesine yeryüzü sanatı da çok şey borçlu. Yazımda ara ara bunlara da yer vereceğim.
Dark Side of the moon
Ay'ın Arka Yüzü
Mitler ve Efsanelerden başlayarak ay yolculuğumuza başlayalım:
Efsanelere geçmeden önce bazı batıl inanışlardan bahsedelim. Ayla ilgili ilginç inanışlar şöyle, Dolunay ışığına maruz kalarak açık havada uyumanın insanı delirttiği hatta kadınları hamile bıraktığına dair garip bir inanış var. Yılbaşında dolunay olmasının uğursuz bir yıl getireceğine, Bir ay içinde iki kere dolunay olursa o ay havaların kötü olacağına, ayı parmakla göstermenin uğursuz olduğuna inanılıyor.
Ay bir çok efsanede doğurganlık, üreme ve doğumla ilişkilendirilen bir kavram bunun sebebinin 30 günlük ay döngüsü ile kadınların adet döngüsünün ilişkilendirilmesi olduğu düşünülüyor.
Chang'e: Çin mitolojisinde Ay'da yaşadığına inanılan kadın, hikayenin özünde ölümsüz "Chang'e" ve kocası kötü davranışları nedeni ile ölümlü olmakla cezalandırılır, tekrar ölümsüz olmak için bir iksir bulurlar ama Chang'e açgözlülükle iksirden çok içerek aya yükselir ve orada yaşamaya mahkum olur.
Ay'daki Tavşan: Bir çok kültürde farklı tavşan mitleri var sebebi de resimdeki ilizyon olmalı. Ayrıca Çin efsanesine göre Chang'e ile beraber aya gittiği rivayet ediliyor.
Ay'daki Adam: Yine basit bir Pareidolia örneği. Çeşitli kültürlerde binlerce farklı ayda yaşayan adam efsaneleri mevcut. Hemen şuracıkta siz de bir tane yazabilirsiniz. (R.E.M. Man On the moon: http://www.youtube.com/watch?v=1hKSYgOGtos)
Anningan: Alaska ve Grönland 'da anlatılan bir efsane, Ay Tanrısı Anningan Kız Kardeşi güneş tanrıçasına tecavüz eder bununla kalmayıp hala onun peşinde koşmaktadır. Kovalamaca sırasında acıktıkça gücünü kaybeder ve görünmez olur, gücünü toplayınca tekrar kovalamacaya başlar.
Mawu: Afrika'da anlatılan bir mit. Mawu karısı güneş tanrıçası Liza'ya bağlıdır. Onu takip eder. GÜneş ve ay tutulmaları çiftlerin aşk zamanıdır.
Yunan Tanrıçası Selene (Luna) miti, Artemis, Aztek Tanrısı Tecciztecatl (Tavşan olarak da tasvir edilir), Hindu tanrısı Soma, Yeni Zellanda mitlerinde geçen Ayda yaşayan Kadın Rona gibi bir çok mit karakteri de Ay'la ilişkilidir.
Kurt Adamlar ve Dolunay ilişkisinden de bu noktada bahsetmemek olmaz. Kurtların ay ışığında iyi görebildikleri için özellikle dolunayda geceleri avlanmayı sevdikleri biliniyor, efsanenin kökeninde bunu görmek mantıklı. Bir çok insan dolunayın insanları delirttiğine inansa da bilimsel olarak gelgitler ve yakamozların edebiyata konu olması ve ayın ilham vericiliği dışında, Ay'ın insan üzerinde kanıtlanmış hiçbir psikolojik, fizyolojik etkisi yok. Çılgınlık anlamına gelen "lunacy" kelimesinin "Luna" kökeninden türemesi de bu noktada ilginç.
İslam dünyasında Hz. Ali'nin isminin ayda yazdığına dair bir inanış da mevcut.
Ay BenzetmeleriAy Pareidoliaları
[...]
Tarih: 24 Haziran 2010 Perşembe   Okunma: 10674   Yorum: 3
Günlük hayatta bir çok kez eksikliğini fark ettiğiniz fakat dünyada henüz var olmayan veya piyasada bulunmayan aletler aklınıza gelmiştir. İcat edilmesi istenen aletler başlığında bir çok sözlükte veya blogda çok ilginç fikirler mevcut. Ben biraz daha farklı bir yaklaşımla sadece günümüz teknolojisi ile yapılması mümkün olan aletler hakkında yazacağım ve bu aletlerin nasıl hayata geçirilebileceği hakkındaki fikirlerimi yazacağım. Aslında bu noktada "icat" kelimesi yanlış oluyor, çünkü bu aletlerin alt yapısında yatan teknolojiler zaten icat edilmiş sadece geliştirilmeleri gerekiyor.

Porof. Zihni Sinir Proceleri
Porof. Zihni Sinir
Kaybolduğunda TV üzerinden çaldırılabilen uzaktan kumanda
Geliştirilmesi çok basit bir alet, teknoloji zaten telsiz telefonlarda uygulanmakta, sadece uzaktan kumandalara uyarlanmalı. Wireless, bluetooth veya en basitinden radyo dalgaları ile rahatlıkla uygulanabilir. TV üzerinde bir butona basacaksınız ve uzaktan kumandanız bli bli ötecek. Bu teknoloji sık kaybolan bir çok alete de uyarlanmalı ayrıca. Bir çok kişinin hakikaten ya dediğini duyar gibiyim.

Üzerinde okunacak bir şeyler olan tuvalet kağıtları
Benim gibi bir çok kişinin tuvalette bir şeyler okuduğunu biliyorum. Ben bu noktada biraz aşırıya kaçıyorum. Bir çok kitabı sadece tuvalette okudum, üniversiteye hazırlık saatlerimin bir çoğu tuvallete geçti. En azından her seansta bir test çözüyordum ve Gelişim Hachette, Hayat Ansiklopedisi gibi cilt cilt eserlerden meydana gelen bir banyo kitaplığına sahiptim.
Geçenlerde piyasada üzerinde sudoku baskılı tuvalet kağıtlarının satıldığını gördüm.Sevindirici bir haber ama benim istediğim "saatli maarif takvimi" gibi bir şey. Böylece günü gelmeden tüm tuvalet kağıtlarının bitirilmesinin de önüne geçilebilir.

Cep telefonlarına numarayı engelle seçeneği
Şöyle ki bizi aramasını istemediğimiz bazı numaraları aynı msn gibi uygulamalarda yapıldığı gibi engelleyelim. Bu kişiler aradığında telefonu sessize almayalım her seferinde. Onların bizi aradığından daha sonra haberdar olabilelim ama arayan kişi bloklandığını anlayamasın, arayan kişiye telefon kapalı veya çekmiyor mesajı gitsin. Bu şekilde aradım niye açmadın kavgalarından kurtulalım, hayat bayram olsun. İnsanın iletişim özgürlüğü kadar dilediği zaman iletişilme özgürlüğü de olmalı değil mi?

Uyandıran yatak
Uyku adlı yazımda bundan kısaca bahsetmiştim. EEG gibi bazı ölçümler yaparak uykunun en uygun zamanında sizi uyandırarak güne zinde başlamayı sağlayan bir yatak istiyorum. Uyandırmayı titreşimle, masajla, güzel bir müzikle falan da yapabilir ki iğrenç alarm seslerinden sonra bünyeye ilaç gibi gelir. [...]
Etiketler: icat, teknoloji, bilim
Tarih: 24 Haziran 2010 Perşembe   Okunma: 4090   Yorum: 1

Popüler Yazılar
Son Yazılar
Tavsiyeler
Etiketler